









Yararlı değişinimler (mutasyonlar)
Değişinimler (mutasyonlar), canlılardaki çeşitliliğin ana kaynağıdır. Bir gendeki değişinim, canlının bulunduğu ortamda yaşama ve çoğalma şansını artırıyorsa sonraki nesillerde daha çok canlıya geçerek o genin topluluktaki sayısını artırır. Bulunduğu canlının çoğalma şansını azaltan değişinimler ise daha az canlıya geçtikleri için ayıklanırlar. Yararlı değişinimlerin birikmesi, zararlı olanların ayıklanması sayesinde, bulundukları ortama daha iyi ayak uydurmuş canlılar gelişir. Değişinim denince akla önce zararlı etkiler gelse de birçok yararlı değişinim vardır ve oluşmaktadır. Bu yazıda önce bilim adamlarınca incelenmiş yararlı değişinim örneklerinden dördünü aktarıyor, ardından değişinimlerin moleküler temeli hakkında bilgi veriyorum.
Yazının devamı ->>
Harun Yahya evrimi reddedebilir ama kendi kitabının evrim geçirmekte olduğu bir gerçek! Atlasın yeni kopyalarında gerçek canlı fotoğrafı diye sunulan plastik yem fotoğrafları kaldırılmış.
Yazının devamı ->>
Görenleriniz mutlaka olmuştur; 7 Ağustos’ta, Yiğit Bulut yönetimindeki Sansürsüz Programı’na, Adnan Oktar Hoca, nam-ı diğer Harun Yahya, katıldı. Programın birkaç bölümünü Youtube’dan izleme fırsatım oldu, ardından da bu yazıyı paylaşmak istedim. Efendim bilindiği üzere Adnan Hoca ve talebeleri, kendi deyimleriyle Evrim Teorisi’ne karşı “bilimsel” olarak mücadele vermektedirler ve bu yolda kendilerini “Allah’ın mükellef kulları” olarak görmektedirler. Öncelikle Adnan Hoca’nın kitaplarında gördüğüm üsluptan yola çıkarak, bu anlayışlarının bana bugüne kadar öğretilen bilimsellikle uzaktan yakından alakası olmadığını rahatlıkla söyleyebilirim. Eğer bilimsellik, üç-beş bilimadamının özenle kırpılmış kişisel görüşlerini ve Kutsal Kitaplar’dan alıntı ayetleri derleyip, üstüne yorum yapmaksa, bugüne kadar bilimadamı diye bildiğimiz ne Newton’un, ne Einstein’in, ne de Stephan Hawking’in bilim adamlığıyla uzaktan yakından alakası yokmuş meğer.
Yazının devamı ->>
Sevgili dostlar, iki gün önce “kızım neden evlenmiyor” başlıklı yazıda “hayatta tesadüf olamayacağını” daha doğrusu “tesadüflerin” matematiksel olarak “nasıl imkansız” olduğunu “bir genç kızın” 40 milyon kişide “aradığını” bulma ihtimali üzerinden tartışmış ve “matematik olarak” imkansız görünenlerin, nasıl olabildiği noktasında konuyu bırakmıştım.
Bugün “aynı olasılık” hesaplarını “evrensel yasalara, doğaya, maddenin ve hücrenin yapısı” gibi konulara uygulamak istiyorum. Daha doğrusu iki kişinin, “minimum ortak aranan şartlarda” akıl-bilinç-istek-duygularını kullanarak dahi “birlikte olmalarının” matematiksel olarak ne kadar “zor” olduğundan yola çıkarak; “milyarlarca hücrenin mükemmel bir şekilde biraraya gelişini” tartışmak istiyorum. Kimilerine göre bu “bir zekanın bilinçli biraraya getirmesi”, kimilerine göre “random-raslantısal” bir “gelişme” yani “evrim”
Dostlarım, canlı hücre yapısını bırakın bir kenara “sadece bir atom” alalım, yanlış anlamayın “atomu da” örneklemede kullanmayacağım. Sadece içine bakalım ve “raslantı sonucu milyon yıllar sonucu oluştu” denilen “elektron” yapısını inceleyelim... Bir atom içinde en çok dikkat çeken nokta, çekirdeği elektrik yükünden oluşan bir zırh gibi kuşatan elektronların atomun içinde en ufak bir kazaya yol açmamaları! Olsa ne olur? Felaket olur! Madde olmaz! Biz olmayız!
AMA... Felaket sınırında “dolaşan” matematiksel olarak “olması ihtimali” yüksek olan böyle bir kaza asla gerçekleşmez ! Matematiksel olarak “mümkündür” ama olmaz! Tüm işleyiş mükemmel bir düzen ve kusursuz bir sistem içinde devam eder. Çekirdeğin çevresinde saniyede 1.000 km. gibi akıl almaz bir hızla hiç durmadan dönen elektronlar, birbirleriyle bir kez bile çarpışmazlar! Birbirlerinden herhangi bir farkları bulunmayan bu elektronların farklı farklı yörüngelerde bulunmaları, son derece şaşırtıcıdır! Şimdi düşünün; atomdan, hücreden, atomların, hücrelerin “birleşmesinden” vazgeçtim, elektronlar “dahi” mükemmel bir “uyum içindedir” ve bu uyum “varoluştan” bugüne devam eder!Olasılık uzmanı Yiğitcim, zahmet olmazsa şu "olması ihtimali" yüksek dediğim kazanın olması ihtimaliyle ilgili bir analiz yapar mısın? Bu kazanın "olması ihtimali"nin neden yüksek olduğunu veya ne kadar yüksek olduğunu açıklayabilir misin? Tabi bunun üzerine bir de olması ihtimali yüksek bir olayın nasıl olup da hiçbir zaman gerçekleşmediğini mantıklı bir şekilde açıklayabilir misin? Hiçbir zaman olmayan birşeyin nasıl olup da yüksek bir ihtimale sahip olabileceğine dair açıklamanı (burada yüksek ihtimal derken olasılığının 0.5'den büyük olduğunu kastettiğini varsayıyorum) dört gözle bekliyorum.
Bu noktada başka bir örnek verelim. Yine hücreden, evrimden vazgeçtim. Yerde duran bir tahta parçası var. Üstünde bir tezgah var, usta matkapla “çalışıyor”! Şimdi soralım; matkabın çalışır halde yere düşüp “tahtayı” delme ihtimali ne? İstatistikler her ay o atölyede 3 kaza olduğunu ve yaklaşık her 10 çalışma gününde 1 “rastgele” delik açıldığını gösteriyor. Şimdi bir soru daha soralım; aynı deliğin yanına bir “menteşe” çakılması ihtimali ne? Yine istatistikler o atölyede son 3 yıl içinde sadece bir yani 1.000 günde 1 kez aynı yerde duran artık bir parçaya düşen bir “menteşenin” üstünden geçilmesi sonrası “son derece bozuk” bir şekilde takıldığını gösteriyor. Bu iki verinin anlamı; bir delik ve yanına bir menteşe takılması ihtimali 10 binde 1! Lütfen dikkat daha “pencere” falan yapmadık! Tahtayı kesmedik, deliklerini delmedik, menteşe takmadık!
Sevgili dostlar, bu “gerçekler” ve bu “veriler” eşliğinde bir daha soralım; bir tahtanın bir “pencere” olma ihtimalinin “olmadığı” bir gerçek düzeyinde, tek hücrenin “bir zekanın müdahalesi” olmadan bugün gördüğümüz “mükemmel bizi” ortaya çıkarma ihtimali sizce kaç? Yorulmayın ben söyleyeyim; matematiksel olarak böyle bir “ihtimal” yok! Bu gerçeğe “dünyanın oluşumu”, “yer çekimi” gibi kanunların da oluşumunu ekleyin! Tekrar ediyorum; böyle bir “ihtimal” matematiksel olarak “ifade edilemez”! Biraz “matematik” bilen, evrim gibi bir “saçmalığa” asla inanamaz! Bana kendi başına “oluşan tek bir pencere” gösterin, ben de inanacağım!
Sonuç: Yukarıda anlattığım çok “basit” veriler ışığında soruyorum; “sizce evrim” sonucu “bu hale gelmemiz” mümkün mü!
Evrim’le ilgili bilgisi tesadüfi ve yüzeysel olanlardan sık sık duyulan bir şikayet “Evrim kanıtlanabilse idi, teori olmazdı, kanun olurdu. Kanıtlanmamış bir şeyi ben kabul etmem”.Elbette bilimsel teori ve günlük dilde “tahmin-öneri” anlamında kullanılan “teori” sözü arasında farklar var. Konuyu şimdi açmam sanırım ileride de bu şekilde gelecek yorumlara kolayca cevap verebilmem için gerekli.
Öncelikle, en büyük yanlış kanı, bilimsel teorilerin, “kanıtlandıktan” sonra “kanun”luğa terfi ettiği, yani “teori” sözünü içeren bir konunun henüz kanıtlanamadığı. Böyle bir şey yok. Bir konuyla ilgili hem bir kanun, hem bir teori ve aynı zamanda bilimsel gerçeklikten sözedebiliriz.
Bir örnekle açıklayalım, zira seçtiğim örnek Evrim karşıtlarının en sevdiği örnektir: yerçekimi.
...
Kim, neyi, nerde, kimden, niçin saklamış Suat? Aslında bunu ciddeye alıp buraya aktarmamam bile gerekirdi ama evrim teorisine ölümcül bir darbe vuran birşeymiş gibi kalın harflerle yazınca değinmeden geçmeyeyim dedim. Kimsenin birşeyi sakladığı yok Suat. Neymiş bu evrim teorisi ile çelişen fosiller? Nerde bu meretler Suat? Sen bilim insanlarının açıklamalarını görmezden gelirsen böyle komik sonuçlara varırsın. Örneğin Stephen Jay Gould'un Wonderful Life: The Burgess Shale and the Nature of History adlı kitabını buradan okumaya ne dersin? Umarım yine her zamanki çok bilmişliğinle Gould'un adını duyunca, her tarafından cehalet akan "Gould dediğin adam Darwinizmin Gorbaçov'udur" zırvasını getirmezsin karşıma. Komik oluyor çünkü...Ya kambriyen fosillerinin teori ile çelişiyor diye tam 60 yıl bir tavan arasında gizlenmesine?
Mutant dört kanatlı meyve sineklerinin ilave iki kanatının aslında uçuş kaslarından yoksun olduğu yani ’sakat’ olduğu bilinmesine rağmen hala mutasyonların bilgi üretimine örnek veriliyor ders kitaplarında?Hangi ders kitaplarından bahsediyorsun Suat? Hadi onu geçelim ve asıl konuya gelelim. Mutasyonlar DNA içinde bilgi üretemez mi diyorsun Suat? İddia ettiğin şey bu mu? Gen duplikasyonu nedir bilir misin Suat? DNA içerisinde herhangi bir genin bulunduğu bir parça DNA kopyalanması sırasında hata ile genom içerisinde farklı bir yere kopyalanabilir. Böylece daha önce gen olmayan bir yere bir gen gelmiş olur. Bu gayet iyi bilinen bir süreçtir. Mevcut gen olması gereken yerde kaldığı ve işlevini eskisi gibi sürdürdüğü için kopya gende meydana gelecek değişiklikler, canlıda o genin ürettiği maddenin eksikliğinden kaynaklanacak problemlere neden olmayacaktır. Bu durumda kopya gen oyun tahtası durumuna gelmiştir. Böylece gende meydana gelecek ufak değişkliklerle yeni proteinler ortaya çıkabilecektir. Daha önce hiçbir canlıda görülmeyen, yeni bir işlevi olan veya mevcut bir işlevi geliştiren, eşsiz bir yapısı olan orijinal proteinler ortaya çıkabilecektir. Gen aileleri nasıl oluşuyor ve ailelerin yeni üyelerinin kökeni nasıl açıklanıyor sanıyordun Suat? Ama doğru, sen açıklanmıyor sanıyordun değil mi? Gen duplikasyonu yeni genlerin kökenini oluşturan temel mekanizmalardan sadece bir tanesi. Diğerlerini de basitçe google'da "origin of new genes" diye arayarak bulabilirsin. Örneğin Nature'dan The origin of new genes: glimpses from the young and old başlıklı makale gözlerini açman adına gayet iyi bir başlangıç olabilir. Tabi bu arada yeri gelmişken, Thomas D. Schneider'in Behe ve Dembski'nin biyolojik bilginin oluşumu ve indirgenemez karmaşıklığın evrimiyle ilgili argümanlarını adeta yerle bir eden çalışmasını ve Evolution of biological information başlıklı makalesini belirtmeden geçmek olmazdı. Önce bunları iyice bir oku ve hazmet. Ondan sonra tekrar konuşuruz.
Darwinin ispinozlarının çeşitlenmesinin aslında varyasyon olduğu halde niçin hala doğal seçilimin evrimleştirici gücü olarak gösteriliyor?Ayıptır sorması Suat, bu varyasyonlar nasıl ortaya çıkıyor? Allah tüm varyasyonları içeren sayıda canlıyı hokus pokus ile yaratıp doğaya mı saldı? Nerden geliyor bu mutasyonlar? Yoksa tüm varyasyonlara ait genetik bilgiyi DNA'nın içine işleyip işin geri kalanını doğal seçilime mi bıraktı? Yukarda linkini verdiğim Schneider'in makalesi kopyalama (yani bu durumda üreme), mutasyonlar ve seçilimin genetik bilginin oluşumu için yeterli olduğunu açıkça ortaya koymaktadır. Zahmet edip okursan bunu sen de göreceksin.
M.Behe’nin ya da darwinian evrime muhalefet eden başkaca bilim adamlarının argümanları çoğu kez sadece ‘alayla’ karşılanıyor gibi gözükse de (belki de kitlelere, ‘gerçek bilim insanları bunlarla alay ediyor’ gibi gösterilse de) bir yandan da itirazlar ciddiye alınıyor ki, harıl harıl bu itirazlara cevap üretilmeye çalışılıyor. İlginç olan ise Behe’nin argümanına karşı öne sürülen ve (mesela) “bunların alt mekanizmaları ayrı ayrı amaçlar için evrimleşti sonra biraraya geldi kompleks bir yapı oldu” vs şeklinde cevap vererek IK yapıların indirgenebilirliliğini savunan Matzke gibileri de diğer cenahta alay konusu oluyor. 40 ayrı proteinle kodlanan son derece kompleks bir yapıdan söz ediyor adam. Bunu açıklama diye veriyor. Bari bilemiyoruz de, demiyor. Zaten bu sonradan biraraya gelmeyi sorguluyor Behe ve benzerlerinin itirazları, cevap verdiğini sananlar da onların bu itirazını doğruluyor.Kazın ayağı pek de senin oradan gözüktüğü gibi değil Suat. Bakteri kamçısı 40 ayrı proteinden falan oluşmuyor. Birçok farklı bakteri türünde birçok farklı kamçı vardır. Bu farklı kamçılar nasıl oluşmuş olabilir neden tek bir kamçı yok da ufak değişiklikler içeren farklı kamçılar var sorusunu hiç sormayacağım bile. O alay konusu olduğunu hayal ettiğin Nicholas Matzke'nin Mark Pallen ile birlikte yaptığı araştırma ve yazdıkları makale (pdf haline buradan ulaşabilirsiniz) başta Michael Behe olmak üzere William Dembski, Scott Minnich, Stephen Meyer ve Casey Luskin gibi akıllı tasarımcıların bir ikon haline getirdikleri bakteri kamçısı hakkındaki cehaletlerini adeta yüzlerine vurmuştur. Ayrıca alay konusu olduğunu söylediğin Matzke bu çalışması nedeniyle, akıllı tasarımın bana göre en önemli destekçisi olan Mike Gene tarafından tebrik edilmişti. Daha sonrasında da Mike Gene, Natzke ve Pallen'in çalışmalarından elde edilen bilgiler ışığında bakteri kamçısının evrimi konusundaki görüşlerini tekrar gözden geçirmiş ve Matzke'nin 2003 yılından bu yana bakteri kamçısında proteinlerin bakterilerdeki diğer yapılarda bulunan proteinlerle olan homologluklarıyla ilgili ortaya koyduğu görüşlerinde haklı olduğunun ortaya çıktığını belirtmiştir. Mike Gene yeni bilgiler ışığında, bakteri kamçısının tasarlandığı yönündeki işaretlerin zayıfladığını da dürüst bir şekilde ifade etmektedir. Burada önemli olan nokta Mike Gene'in, yaratılışa iman etmiş Phillip Johnson'ın fikir babası olduğu AT hareketiyle uzaktan yakından ilgisi olmaması ve kendini dini, sosyal ve politik angajmanlar içine sokmamış olmasıdır. Yeni bilimsel verileri dürüstçe değerlendirip, kendi görüşlerini desteklemiyor olsa bile kabul ederek, belli bir konuda karşı görüştekilerin savundukları şeyin doğru olduğunun ortaya çıktığını açıkça ifade edebiliyor olması Mike Gene'i önemli ve değerli kılan en önemli özelliğidir. Maalesef aynı davranışı AT hareketinin kadrolu elemanlarında göremiyoruz. AT hareketinin en önemli eksikliği dürüstlük ki bu da yaratılışçı akrabalarından aldıkları en kötü özellik.
Kettlewell’in o meşhur biberli kelebeklerinin ağaç gövdelerine konmadığı ve aslında ölü kelebeklerin ağaç gövdelerine iğnelendiği ama bunun gizlendiği ve bu sahtekarlık ortaya çıkmasına rağmen Londra Doğa Tarihi Müzesinde bu sahte doğal seçilim kanıtının sergilendiğini neyle açıklayabiliriz?Ayıptır sorması Suat, biberli güvelerin (kelebek değil, ikisi farklı şeylerdir) ağaç gövdelerine konmadığını da nerden çıkardın? Michael Majerus'un 1998'de yazdığı Melanism: Evolution in Action adlı kitabında gösterdiği gibi biberli güveler (Suat'ın kaynağı olan Jonathan Wells'in iddialarının aksine) ağaçların gövdelerine konmaktadır. Bazı ders kitaplarında güvelerin renk farklılıklarını ve bulundukları zemin üzerindeki görüşünüşlerini belirgin olarak göstermek için eğitimsel amaçlı olarak düzenlenmiş resimlerden yola çıkarak evrim teorisine saldırmak biraz komik olmuyor mu Suat? Ayrıca Kettlewell'in deneylerinde biberli güveleri ağaç gövdesine iğneleyerek insanları kandırdığı ise tamamen hayal mahsülüdür ve açık bir iftiradır. Bildiğim kadarıyla Wells bile böyle birşey iddia etmiyordu kitabında. Onun iddiası okullardaki ders kitaplarında bulunan resimlerin bu şekilde oluşturulduğuydu. Yoksa Kettlewell ölü güveleri ağaca iğneleyerek insanları aldattı gibi birşey dediğini sanmıyorum. Aslında böyle bir hezeyan ondan beklenmeyecek birşey değil ama bildiğim kadarıyla iddiası bu değildi. Ama öyleyse de bu benim için hiç şaşırtıcı olmaz. Kaldı ki onun yerine sen yapmışsın. Neye dayanarak böyle birşey ortaya attığını bilmiyorum. Belki yanlış hatırlıyorsundur, belki de okuyanları yobaz, sahtekar, ahlaksız darwinistlerin iğrençliklerine inandırmak için çıktığın yolda hızını alamayıp duvara toslamışsındır, kim bilir. Ama bilinçli olarak böyle birşey uydurduğunu düşünmek istemem.
Embriyo çizimleri ile oynayarak “bireyoluş soyoluşun tekrardır” hikmeti yumurtlayan Heackel’in sahte çizimlerini 100 yıla yakın evrim kanıtı olarak kakalamaya çalışanlar da aynı çizginin devamıdır. Ders kitaplarına kadar girmiş bu sahte kanıt ancak onyıllar sonra kitaplardan çıkarılmıştır. (Aslen çizimler doğru da olsa kanıt sayılmaz çünkü salt homolojidir bu. Böyle bir garabet.)
Oysa bu çizimlerin sahte olduğuna yönelik kuşkular daha 20′lerin başında dile getirilmiş ama bu kuşkular muhtemelen aynı biçimdeki darwinist terörizm nedeniyle kabul görmemiş bir 30 yıl daha çocuklara evrim kanıtı diye pazarlanmıştır. Hala günümüzde bu çizimleri evrim kanıtı sanan, isimlerinin önünde bol akademik ünvan bulunan cahiller mevcuttur üstelik!
Daha ötesi E. Penissi’nin Sciense’deki bir makalesine göre Haeckel çizimlerinin sahte olduğunu daha yüzyılın başında itiraf etmiş ama bu itiraflar çizimlerin 1901′de bir kitapta kullanılmasından sonra ortadan kaybolmuş. Ve tam 50 yıl boyunca bu sahtekarlık bilinmesine rağmen ders kitaplarında gerçek diye okutulmuş. İşte ideoloji uğruna zaman zaman sahtekarlıkları bile böylesine kullanan müntesiplere sahip bir teori ile karşı karşıyayız. Nasıl olur da kolayca ‘bilimsellik’ iddiasında bulunulabilir?Elizabeth Pennisi'nin yazısı, Michael K. Richardson ve arkadaşlarının ortaya koyduğu fotoğraflara ve yazdıkları makaleye dayanıyor. Peki aynı Michael K. Richardson ve arkadaşları Haeckel'in çizimleri için başkaca neler söylüyor bakalım:
Bizlerin bazısının yardımcı yazar olarak yer aldığı ve Elizabeth Pennisi tarafından da konu edilmiş (Araştırma Haberleri, 5 Eylül 1997 s. 1436) yeni bir çalışma, Ernst Haeckel tarafından geçen yüzyılda yayımlanmış embriyo çizimlerindeki hataları inceledi. Çalışmamız, ulusal kanalda yayımlanan bir tartışma programında Evrim Teorisine saldırmak ve evrimin embriyolojiyi açıklayamayacağını göstermek için kullanılmıştır. Bizler bu bakış açısına kesinlikle katılmıyoruz. Embriyolojiden elde edilen bulgular Darwinci evrim ile tamamen uyumludur. Haeckel’in tanınmış çizimleri, uzun zamandır bilinen Yaratılışçı bir tartışma konusudur. (Bu çizimlerin) ilk sürümleri, farklı omurgalı türlerinde oldukça benzer görünen genç embriyoları gösterir. Temelde, Haeckel haklıydı. Bütün omurgalılar (notokorda, vücut bölmeleri, farinks keseleri içeren) benzer bir vücut taslağı geliştirirler. Bu ortak gelişme planı, ortak bir evrimsel geçmişi yansıtır. Bu bilgi, farklı hayvanlardaki gelişimin ortak genetik mekanizmalar tarafından kontrol edildiğini bildiren çok yeni ve önemli kanıtla da uyumludur. (Richardson, M. K., "Haeckel, embryos, and evolution," Science Vol. 280, no. 5366 (May 15, 1998) p. 983, 985–986.)Yine aynı Michael K. Richardson 2002 yılında yayımlanan Haeckel's ABC of evolution and development başlıklı makalesinde şöyle diyor:
Haeckel’in çok eleştirilen embriyo çizimleri, filogenetik hipotezler, eğitime destek ve evrime kanıt olmaları açısından önemlidir. Çizimlerle ilgili bazı eleştiriler mantıklı ve akla yatkın iken, diğerleri daha çok art niyetlidir. (Richardson, M. K. & Keuck, G. (2002) "Haeckel's ABC of evolution and development," Biological Reviews (2002), 77: 495–528)Linkini verdiğim bu makale olayı her açıdan inceleyen, bu konudaki en detaylı araştırma ve inceleme yazısı gibi gözüküyor. Konuyu önemseyen ve hakkında birşeyler konuşmak isteyen herkesin bu makaleyi okuması gerektiğini düşünüyorum. "Haeckel kıçından çizimler uydurmuş, yaptığı çizimlerin gerçekle uzaktan yakından alakası yok, tuvaletteyken aklına gelenleri çizmiş" türde tamamen şehir efsanelerine dayalı absürd yorumlardan kurtulmak ve çizimler hakkındaki gerçeklerle yüzleşmek için bu makalenin mutlaka okunması gerekir. "Adam sahtekar işte, işkembeden sallamış birşeyler, yobaz darwinist teröristler de işlerine geldiği için yanlış olduğunu bile bile kabul ediyorlar ve masum, saf çocuklara okullarda sinsice bunları gerçekmiş gibi gösterip beyinlerini yıkamaya ve evrim yalanını aldatmacayla kabullendirmeye çalışıyorlar" tarzında bir yaklaşım, en hafif tabirle insanın kıçıyla gülmesi gereken bir hezeyandan ibarettir.
500 yıl yaşında bir insan katafasına, yeni ölmüş bir orangutan çenesi ekleyerek ve dişlerini törpüyle yıpratarak Piltdown adamı diye bir kayıp halka imal edilir uzun yıllar önce. Bu sahte fosil, 40 yılı aşkın bir süre British Museum’da ara form diye gösterilir, hakkında 500 kadar “bilimsel kitap” yazılır.
Çeşitli dino ve kuş fosillerini birbirine ekleyerek dino-kuş geçişi diye National Geo’da yayınlama sahtekarlığı yapanlar da, bulunan ve sonradan “domuz dişi” olduğu anlaşılan ve evet sadece bir dişten hareketle “ara form, kayıp halka bulundu” diye sayısız kitap, makale, bilimsel, akademik yayın yayımlayan da yine aynı zihniyetteki işgüzar birkaç darwinisttir.